Article

Sıla’nın değişim yılı

YFU değişim öğrencilerinden Ezgi Sıla, bu sene lise eğitimine Almanya’da devam ediyor. Geçtiğimiz Ağustos ayında değişim yolculuğuna başlayan Ezgi Sıla, deneyimini tamamlamasına az bir zaman kala, yaşadıklarını, izlenimlerini, kısacası değişim deneyimini bizlerle paylaşıyor. Kendisine çok teşekkür ederek, sözü ona bırakıyoruz!

Ailemle birlikte Baden-Baden’da. Soldan sağa: Kız kardeşim, babamız, annemiz, bendeniz, ablam ve erkek arkadaşı

“Benim YFU ile tanışmam ve yakında tamamlamak üzere olduğumuz bu programa katılışım ailemin ve çevremin, en başta da Almanca öğretmenlerimin yönlendirmesi ile olmuştu. Programın uzunluğu ve başlangıçta karşı karşıya olduğum belirsizlik beni elbette tedirgin etti ancak değişim yılımın şu evresinde görebiliyorum ki gerek YFU ve gerekse ev sahibi aileler tarafından zaten en ince ayrıntılarına kadar her şey sizin için önceden planlanmış ve en az düzeyde zorluk çekmeniz için her şey hazırlanmış. En önemli unsur sizinle onbir ay geçirmeye can atan bir ailenin varlığı. Bizden sonraki değişim öğrencilerini böylesine zor ve önemli bir karar verebildikleri için kutlamak isterim. Tedirgin olmanız çok normal ve sağlıklı bence. Bu tedirginlik sakın sizi değişim programlarına katılmaktan alakoymasın.

Annem Monica ve babam Dirk’le Hohenzollern Kule’sinde

Ben karar vermeden ve programa başlamadan önce programa daha evvel katılan diğer değişim öğrencilerinin mektuplarını okumuştum. Neredeyse hepsi sadece bir ay zorluk çektiklerini ve ardından her şeyin mükemmel gittiğini yazmıştı. Değişim ülkenizde anlıyorsunuz ki aslında her şey o kadar da mükemmel olmayacak. Başından sonuna kadar zorluklarla karşılaşıyorsunuz. İçinden geldiğiniz ve birden karşı karşıya kaldığınız iki kültürün farklılıkları sonuçta göz ardı edilecek gibi değil. Ama değişim yılınızın en güzel evresi farklılıkları kabullenip bir zenginlik olarak gördüğünüzde başlıyor. Göreceksiniz ki YFU ile yaptığınız oryantasyonlarda da buna benzer şeyler konuşulacak. İnanın farklı bir kültürle etkileşiminiz sizin kendinize güveninizi ve dünya vatandaşı olma bilincinizi geliştirecek. Vatanınızdayken arkanızda bulduğunuz ve sizin adınıza her şeyi siz daha hissetmeden yapan aileleriniz orada yok. Örneğin Alman kültüründe aileler bizdeki gibi korumacı değilller. Eğer bir zorlukla karşılaşmışsanız, kişilerle temaslarınızdan sağlık sorunlarınıza, ekonomik sıkıntılarınıza kadar sorunlarınız varsa oradaki aile sadece sizi dinleyip fikrini söylüyor ve kenarda duruyor. Mücadele size kalıyor. Bunun en sağlıklı yol olduğunu yaşadıkça anlayabiliyorsunuz. Bunun yanında orada yetişkinlerle evin çocukları arasındaki bağ bizdeki gibi yoğun değil. Bir yabancı olarak sadece size karşı değil kendi çocuklarına da mesafeliler. Örneğin ne kadar varlıklı olurlarsa olsun aileler, çocuklarının gazete dağıtıcılığı, kafeteryalarda komilik, yaşlı komşuların alışverişlerine yardım gibi işlerde çalışmalarını ve harçlıklarını kendilerinin çıkarmalarını bekliyorlar. Değişim öğrencisi olarak size harcayacağınız para elbette ülkenizden gönderilecektir. Size önerim bu parayı ev sahibi ailelerin gözüne görünecek kadar sorumsuz harcamamanız. Çünkü kendi çocuklarına verdikleri bilinç bu değil. Madem para konusu açıldı şunu da söyleyeyim, Avrupalı yaşıtlarımız kendi harçlıklarını kendileri çıkardıkları ya da devlet tarafından onlar için ödenen çocuk paralarının sorumluluğu kendilerine ait olduğu için bizim gibi kolayca para harcamıyorlar. Evlerinde bizim gibi modelli giysileri, elektronik aletleri yok örneğin. Ama her yer kitap ve ailede herkesin okumaya ayıracakları zaman programlanmış. Değişim programlarına katılacak arkadaşlarımıza yazmak istediğim bir şey daha var. Siz oraya diğer değişim öğrencileri ya da yeni tanışacağınız arkadaşlarınızla çok hoş zamanlar geçirmek ve eğlenmek için gitmiyorsunuz sadece. Farklı bir kültür de tanımak varsa amaçlar içinde (ki elbette var) gözlemci olun: İnsanlar neler konuşuyorlar, hayattan neler bekliyorlar, iş yaşamı nasıl etkiliyor onları, doğayla ilişkileri, dini gelenekleri, eğlenceleri, birbirine karşı saygı, yaklaşım ve anlayışları, şiddete bakışları, geçmişle bağları nasıl..?

Doğum günüm

Başlangıçta dil sorunu yaşayacaksınız. Ben de yaşadım ama başa çıkılmaz değildi. Çok zorlandığınızda İngilizce konuşuyorsunuz. Okullarınızda sizden üstün başarı bekleyen hiç kimse olmayacak. İlk zamanlar yabancılığınızın sempatisiyle aşırı hoşgörü görecek, daha sonralarıysa içlerinden biri gibi karşılanacaksınız. Karşılaşacağınız kimi zorluklara rağmen okulunuzu seveceksiniz. Herşeyden önce söyleyeyim ki bizden çok daha iyi İngilizce, çok daha iyi matematik, çok daha iyi tarih bilmiyorlar. Ülkemizde eğitim çok daha yoğun ve zor. Karşılaştıracak ve göreceksiniz. Öğretmen öğretmen işte, her yerde aynı. Anlatıyor, öğüt veriyor, başarı bekliyor. Bana bütün öğretmenlerim anlayışla yaklaştı. Derslere katılıyor ve sınavlara da giriyorum. İnanın notlarım da sınıf ortalamasının üzerinde. Örneğin yaşadığımız eyalet olan Baden-Württemberg’te 9. sınıf ve üzerindeki sınıflarda okuyan tüm öğrencilerin projeleriyle katılabildikleri ve başbakanlığın düzenlediği bir yarışmaya, zorunlu olmamama rağmen ben de hazırladığım bir projeyle katıldım. Benim seçtiğim konu Alman Toplumunun Farklılıklara Bakışı’ydı. Türkiye’deki okulumdan bundan çok daha ağır ödevlere alışkın olduğumdan zorlanmadım ama haliyle Almanca yazmak zorundasınız ve bu zor oldu. Evsahibi annemden öğretmenlerime kadar hem destek hem de yardım gördüm.

Sınıf arkadaşlarımla

Alman toplumunda hayat şaşılacak kadar düzenli ama insanlar birbirinden biraz kopuk yaşıyorlar. Bu belki tüm Avrupa’da böyledir, bilemiyorum. Doğu kültürüyle batı kültürünün sanırım temel farkı burada. Çocuklar anne babalarıyla her şeylerini konuşmuyorlar örneğin. Anne babalar çocuklarına ayırdıkları kadar kendilerine de zaman ayırıyorlar. Hem ailenin hep birlikte yaptıkları şeyler var, hem herkesin sadece kendi başına yaptıkları pek çok şey. Evde çok fazla zaman geçirmiyorlar. Sosyal etkinlikleri çok fazla. Özellikle de kilisede yapılanlar. Hiç endişe etmeyin, anne babalar kendi çocuklarını bile hiçbir şey için zorlamıyorlar. Eğer bu farklı dini tanımak isterseniz sizi kendi isteğinizle ve sizin istediğiniz kadar bilgilendireceklerdir. Yoksa çocuklarını bile kiliseye zorlamayla götürmüyorlar. Ben bir kaç kez gittim ve bundan hoşnut da kaldım.

Yeni ülkenizdeki oryantasyonlarda göreceksiniz ki yaşadığınız sorunlar da etkileşimleriniz de diğer değişim öğrencileriyle benzer. Bu sizi sakinleştirecektir. En azından gerginliğiniz ve heyecanlarınız ortak. Bir şey var ki yazmadan geçemeyeceğim. Bizim için YFU Türkiye tarafından hazırlanan ve  değişim yılında yaşayacağımız duygusal gelişimleri gösteren çizelge gerçek yaşamla olağanüstü örtüşüyor. En azından ben aynısını yaşadım.

Sınıfta

İlk oryantasyonumuzdan evlerimize dağılıp onlarla Stuttgart’ta ilk karşılaşmamızda yeni ailemin içten gülümsemeyle beni beklediğini gördüğümde yüreğime su serpilmişti. O ilk gün hiç ummadığım kadar rahat ve huzurlu geçti. Zamanla farklılıklar belirginleşiyor ve yeni bir kültürü tanıma dönemi başlıyor. En büyük zorluğum bir sene önce kendisi de Amerika’da değişim deneyimi yaşamış yaşıtım kız kardeşimle iletişim kurmakta yaşadığım zorluk oldu. Onunla aradan geçen sekiz buçuk aya rağmen istediğim kadar yakınlaşamadım. İlk zamanlar bu durum beni çok üzse de zamanla bu durumu kabullenmeyi öğrendim. Orada gençlerin empati yeteneği bizimki kadar güçlü değil. Bir şey daha var ki biz sanırım oradaki gençlerden daha erken olgunlaşıyoruz. Bu da çocuksu yönümüzü köreltiyor. Oysa şimdi anlayabiliyorum ki insan hep biraz çocuk kalabilmeliymiş. Kendi ülkenizde de herkesle dost olamıyorsunuz. Eğer benzer iletişim zorlukları yaşarsanız çok fazla takılmayın. İşin sihiri her şeyden incinmemeyi öğrenmekten geçiyor bence. Orada edindiğim arkadaşlarımla da pekçok şeyi paylaştım ama elbette Türkiye’deki arkadaşlarımla olduğum kadar yakın olamadım. Sonuçta sınırlı bir zaman dilimi ve farklılıklar var.

Almanya’daki Türkler konusunda da üzücü izlenimlerim var. Yazık ki Türkiye’deki yaşamı hatalı gözlemleyip çok etkileniyorlar ve iki kültürün arasında kalıyor, Almanya’daki yaşama yabancılaşıyorlar. Varları yokları Türk televizyonları. Oysa Türkiye’de yaşam dizilerdekinden çok başka. Almanya’daki Türkler Almanlar gibi yaşamıyorlar, onlar gibi giyinmiyor, Almanca konuşmuyorlar. Ama Türk gibi de değilller. Bu kadar kısa zamanda nasıl böyle yargılara vardığıma şaşmayın. Farklılıklar çok ama çok belirgin.

Değişim yılı bir bakıma ön yargılarla da didişme yılı. Pek çok şey bize öğretildiği gibi değil. Ne tek tip Alman var, ne de tek tip Türk. İnsanların gelecek korkuları çok az. İşleri var. Sağlıklılar. Çok çalışkanlar. Çok iyi mekanlarda yaşıyorlar. Bunlar hep yolunda bir ekonomiyle oluyor. Sosyal Bilimler Lisesi öğrencisiyim ve ilerde politikacı olmak istiyorum. Vardığım en kesin yargı Türkiye’nin Avrupa Birliği’ne ne olursa olsun girmesi gerektiği.

Berlin’de oryantasyon

Sizlere değişim yılımda yaşadıklarımı çok daha iyi anlatmak isterdim. Ancak zaten diğer arkadaşlarım da anlatacaklar ve benzer şeyler okuyacaksınız. Ben bunun yerine daha duygusal yönüyle seslenmek istedim. Belki yazdıklarım fazla somut gelmiştir size ancak açık olmaya çalıştım. Bir başka deyişle size değişim yılınızdaki en önemli kazanımı anlatmaya gayret ettim; yaşayacağınız olası zorluklar sayesinde edineceğiniz kendinize güven duygusu.

Artık değişim yılımın bitmesine çok az kaldı ve şimdi de dönüş tedirginliği başladı. Bunca güzel insanı ve bu kadar sevdiğim bir aileyi nasıl bırakıp gideceğim? Haftada bir kez Türkiye’ye bağlanıyor, babamla Skype üzerinden uzun uzun konuşuyor ve yukarda yazdığım konuları derin tartışıyoruz. Daha önceleri kendi fikirlerim bu kadar belirgin değildi. Artık babamdan farklı düşünebiliyorum ve sanırım biraz Almanlaştım. Giden Sıla’yla gelen Sıla arasındaki farklılıkları Türkiye’de beni bekleyenler nasıl karşılayacaklar bakalım.

Değişim yılı kavramı sadece “karşılıklı öğrenci değişimi”ni vurguluyor diyorsanız yanılıyorsunuz dostum. Değişim yılı “insandaki değişim”dir, gelişimdir asıl.”

No comments yet.

Leave a Reply