Article

Bir annenin gözünden değişim deneyimi

YFU Blog’da paylaştığımız birinci ağızdan kişisel hikâyelerle, değişim deneyimini sizlere daha tanıdık bir deneyime dönüştürmeye çalışıyoruz. Çoğunlukla, başka bir ülkede yaşayan ve okuyan öğrencilerimiz heyecanlarını, tedirginliklerini ve mutluluklarını sizlerle paylaşıyorlar.

Kimi zaman da, evlerinde yabancı bir ülkeden gelen gençleri misafir eden anne ve babaların bakış açılarını blogumuza taşıyoruz. Peki ya çocuklarını başka bir ülkeye gönderen anne-babalar? Geçtiğimiz sene kızı Ceren’i Almanya’ya gönderen Elif Önal, bu sürecin kendisine neler kattığını, kızında gözlemlediği ve kendi yaşadığı değişimleri anlatıyor. Buyrun, Elif Hanım’ın kaleminden bir değişim öğrencisi annesi olmanın nasıl bir şey olduğunu okuyun…

“Bu yazıyı yazmak çok uzun bir süreç aldı. Kızını değişime göndermiş bir anne olarak önce hazırlanma sürecinden ve gönderiş heyecanından bahsetmek istedim. Sonra bekleyip biraz da süreçten bahsetmek istedim. Olmadı yazamadım. Ama şimdi kızımın geri dönmesine tam 60 gün kaldı. Ondaki olumlu değişiklikleri görüp, tek başına ayakta kalabildiğini, karşılaştığı zorluklarla sızlanmadan başa çıktığını, onu heyecanlandıran olayları aynı heyecanla bizle paylaşdığını düşünüp kararımızın ne kadar doğru olduğunu bir kez daha anlama şansına sahip oldum ve sizlerle bunu paylaşmak istedim.

“Hayat dikensiz bir gül bahçesi değil elbette ancak biz ebeveynler çocuklarımızı bu dikenlerden korumak için her zaman elimizden geleni yapıyor ve elimizden geldiğince de onları sakınıyoruz. Oysa ki lise çağına gelmiş çocuklarımızın hayata hazırlanması, güçlüklerle başa çıkmayı, hiç tanımadıkları insanlarla bir arada yaşamayı, ortak kurallara uymayı, çamaşır yıkamaktan, oda temizlemeye kadar bireysel sorumluluklarını üstlenmeyi, kendi kültürünü doğru şekilde tanıtmayı öğrenmesi gerekiyor ve değişim süreci tam olarak bunları getiriyor. Bir sene içinde, mutlulukları, yeni tecrübeleri, hayal kırıklıklarını, yeni arkadaşlıkları, bazen sendeleyip yeniden ayağa kalkmayı, yanında ebeveynleri olmadan da hayatı yaşayabileceğini öğrendi.

“Ben de kendi adıma çok şey öğrendim. Hayatı boyunca her düşüşünde düştüğü yerlere yastık koyamasam da onun yoluna devam edebileceğini ve ayakta kalabileceğini görüp beni çok yoran annelik kâbuslarımın büyük bir kısmından kurtuldum. Ev sahibi ailesine zeytinyağlı sarma, pide ya da Türk usulü pilav yapmasını uzaktan izlemek, bu çocuk ben olmasam ya açlıktan ölür ya da pidecileri zengin eder düşüncesinden sıyrılmamı sağladı. Aslında rehabilite oldum, kendime ait bir hayatım olduğunu algıladım bir kez daha. Bu bir seneyi eşimle birlikte yeni yerleri keşfederek geçirmek hayatımızı ne kadar çocuğumuza endeksli yaşadığımızı ve bunun onu da bizleri de farkında olmadığımız şekilde sınırlandırdığını ortaya çıkardı.

“Değişim süreci yalnız çocuğumuzun değil, bizim de ufkumuzu genişletti. Hepimize yeni tecrübeler kazandırdı. Şimdi heyecanla geri sayıyoruz ve son 60 gün dolup kavuştuğumuzda bütün bunları tatlı bir anı olarak hatırlayıp, cebimizdeki tecrübeleri yanına kâr sayacağız.”

No comments yet.

Leave a Reply